Üniversite – Sektör İşbirliğinde Karşılıklı Beklentiler

Gelişmiş sanayi ülkelerinde ve sanayileşen ülkelerde üniversite-sektör işbirliği önemsenmekte hatta bunlara devlet dahi yasal düzenleme ve teşviklerle büyük destek vermektedir.

Bu işbirliğine neden ihtiyaç olduğunu aşağıda detaylı anlatmakla beraber kısa açıklama getirelim:

Üretilen bilginin, ekonomik faydaya dönüştürülmesi için, sistemli bir çalışma, araştırma, geliştirme, sektörde uygulamalarla, testlerle topluma faydalı ürün haline gelmesi gerektiğinden bu işbirliğine son derece ihtiyaç vardır.

Üniversite – Sektör işbirliğinde 2 yön görünmektedir.

  1. Teknolojik gelişim ve ürün veya üretim şeklinde iyileştirme için işbirliği
  2. Yetkin ve yetenekli personel istihdamı için işbirliği

Üniversitelerde üretilen bilginin yayılması, sektörde inovasyon oluşturacak şekilde kullanılması ve ekonomik faydanın halka getiri sağlaması için bu işbirliğinin ilk maddesi hayata geçirilmelidir. Teknoloji üzerindeki ARGE çalışmaları; keşif, icat, buluş, ürün geliştirme, yöntem ve süreç iyileştirme gibi bulgular bir deney olarak bilgi bankalarında ve üniversite kürsülerinde kalmaması gerekir.

İstihdama gelince, üniversitelerin mesleğe yönelme eğitimi verdiği öğrencilerin insan gücü planlamasında dikkate alınarak sektörde verimlilik, büyüme ve gelişme planları yapılması durumudur. Her ne kadar ülkemizde meslek testleri önemsenmediği, üniversite seçme imkânı sevilen alanda olmayıp puana göre olduğundan diploma alınan eğitim alanı dışında çalışan oranı yüksek olsa da eğitim alan insanın mesleki beceri kazanması daha kolay olmaktadır. Eğitim yönlendirmesindeki bu eksikliğe ve onun oluşturduğu zaman ve yetenek kaybına ayrıca değinmek icap eder.

Sektör kendi ihtiyacı olan elemanları yavaş ilerleyen alaylı şeklinde yetiştirmeye ve geliştirmeye kalkarsa çırak-kalfa durumuyla çok zaman kaybettiği gibi üniversitelerin vereceği vizyon ve değerli bilgi sahibi hocalardan mahrum yetişme farkı oluşmuş olacaktır. Tersine üniversite eliyle yetişen mesleğe uygun elemanı usta-çırak ilişkisiyle sektörde geliştirse hem sektöre yeni bilgi katılımı sağlamış hem hızlı yetişme ile elemandan daha kısa sürede üretime katkı sağlamış olacaktır. Başarılı eğitim, başarılı sektör gelişimi sağlayacağından bu ülke kalkınmasına, toplum refahına bu durumda ülkeyi siyasi istikrara götürecektir.

İlk maddeye tekrar dönersek;

Teknolojik bir cihazın icadı sanayide üretime dönüştüğünde bilgi ekonomik faydaya dönüşmüş olacaktır. Bir helikopter, bir görüntü cihazı, sağlık sektörü için bir cihaz geliştirilmesi, sanayi araçlarında ekonomiklik ve tasarruf sağlanması gibi tüm icat, keşif ve geliştirmeler sanayi yoluyla ekonomiye kazandırılacak oradan insanlık faydasına sunulmuş olacaktır.

Sektör, bir araç veya cihaza ihtiyaç duyuyor ise bunun geliştirilmesi hususunda yetersiz kalabilmektedir, bu hususta çalışma yapacak olan üniversite ise sermaye ve desteklenmeye ihtiyaç duymaktadır. Bu iki güç (bilgi-sermaye) birleşince teknolojik gelişim ortaya çıkabilmekte ve artan verimlilik ve üretim faydası ile ülkenin gelişmişlik düzeyi ve toplam refahı artmaktadır. Bu amaç için devlet dahi “üçlü sarmal model” döngüsüyle halkına fayda sağlamak için gerekli altyapı, yasal düzenleme ve teşvikleri sağlamak durumundadır. Aksi halde bilgi üniversitede kalmaya devam ederken buna ihtiyacı olan sanayi ise yeterli gelişim hızını bulamamaktadır.

Üniversitelerin toplum hayatına katkılarında gelişen 3 dönemden bahsedilir; 1. Eğitim-öğretim dönemi, 2. Araştırmanın ana görevleri arasına girdiği akademik devrim dönemi, 3. Toplumun ekonomik ve sosyal kalkınmasına katkı dönemi.[1] (ikinci dünya savaşı sonrası)

Gerçi aynı yazar batı ülkelerinde üniversitelerin 4. döneme başladığından ve bunun da araştırma ve öğrenim rolleri yanında bazı ticari faaliyetlere de girişmiş olmasından bahseder.

Ülkemizde üniversite hocalarının sektöre danışmanlık yoluyla katkı sağladığı ve üretim alanında yönlendirmelerde bulundukları bir vakıadır ancak bu konu gelişmiş sanayi ülkelerinde olduğu seviyede ve kurumsal bir yapıda değildir. Oysaki gelişmiş ülkeler; motor geliştirme, gen teknolojisi, biyoteknoloji, gıda alanında kurumsal danışmanlık yanında ARGE hususunda sektöre çok ciddi katkı vermekte ve araştırma konusunda yardım etmektedir.

Teknolojik gelişim, yeni şeyler öğrenmeye ve bu bilgiyi somut olarak ortaya koyup ekonomik ürün çıkarmaya (inovasyon) bağlıdır. Bu gelişimin akademik araştırma ve bilgi geliştirme yönünü üniversiteler yaparken, testler ve deneylerle uygulanabilir hale getirilmesi için sektör ARGE merkezlerini kullanır ve seri üretimle toplum hayatına kazandırılmasını şirketler yaparlar. Bu gelişim işinde devletin borcu ise; halkı daha huzurlu ve yüksek yaşam standardında yaşatmaktır.

Kısıtlı olan ülke varlıklarının en verimli şekilde kullanılması için gelişmiş sanayi ülkeleri devlet eliyle kurulan ARGE merkezleri eliyle büyük ölçekli araştırma ve geliştirmeler yapmaktadırlar. Patent enstitüleri, ulusal standart kurumları,  fikri mülkiyet hakları, teknoparklar ve bu araştırmaları teşvik, ödüllendirme ve koruma adına gayret etmekteler. Ülkemizde de patent enstitüsünün teşvik ve ödülleri olmalı. Genç mucitler için yarışmalar, en çok patent alan firmaya ödül törenleri gibi icat ve buluş özendirilmelidir. TUBİTAK, ASELSAN, havacılık ve uzay sanayi, atom enerjisi kurumu, sağlık biyoteknoloji, tarım gen teknoloji kurumları vs. üniversiteler ile dayanışma içinde bulunmalıdır. Hatta konularında uzman kadrolardan oluşan danışma kurullarıyla çalışmalar yaparak bilimsel gelişmeleri hızlandırmalıdırlar.

Yine bu ülkeler toplumun bilgi ihtiyacını yönetirken fakülte ve öğrenci sayılarında iş dünyasıyla iş birliği kuran kurumlar vasıtasıyla hangi alanda yetişmiş iş gücü ihtiyacı var ise üniversitelere o alanda öğrenci teşvikleri sağlamaktadırlar. Yatırımlar devlet eliyle ve teşvikler kanalıyla yönlendirilirken iş gücü ihtiyacını zamanında hazır bulundurma imkânı da sağlamış oluyor.

İnsan gücü yaygın ve yeterli olmasına, teknolojik gelişmede ileri durumda bulunmuş olmasına rağmen Sovyetler Birliğinin dağılma sebepleri arasında devletin sanayi-sektör arasındaki fayda ve etkileşimi sağlayamadığı hususu da gösterilir. 21. Yüzyılda yıldızı parlayan Japonya ve Çin ise bu etkinin kurulması ve süreklilik kazandırılmasıyla ortaya çıkmıştır. Ülkemizde de bu yapılanma için yasal zemin hazırlama ve toplum refahı için gerekli alanlara teşvik ve ARGE yatırımları yapılmasında geç kalınmış olsa da faaliyete başlanmıştır.

Aslında devlet tarafından kurulan teknopark ve ARGE merkezleri 21. Yüzyılın gereği olmuştur. Zira inovasyon ve ARGE büyük fonlar gerektiren ağır teknolojik araştırma alt yapılarına ve büyük finansal güce ihtiyaç hasıl etmiştir. Sektör ve üniversiteler tek başlarına bu ARGE yatırımlarını yapmak, test ve deneyleri sürdürmek için önemli değerde teknolojik altyapılar kurmaktan kaçınmaya başladıklarından devletin öncülüğünde oluşturulan sistemli ve kurumsal bir yapıya dönüştürülmesi önem arz etmiştir. Bilgi, güç olmaya devam etmektedir ancak bilginin değer kazanması için ekonomik değere dönüşmüş ve sanayiye etki etmiş olması gerekir. Ülkemizde bu dönüşümü sağlayacak ARGE merkezi ve teknoparkların kurulması ise oldukça yenidir. Mesela 2002 yılında 2 adet olan teknopark sayısı bugün 33 olarak faaliyet yürütmektedir.

Ancak ülkemizde bu teknoparklar karma olup bunlarda ihtisaslaşmaya gitmek gerekmektedir. Teknoloji, savunma sanayi, bilişim teknoparkları vs. olarak ayırmak gerekmektedir.

Yine bu ağır finans yükü ve uzun süren araştırmalarla üründe cüzi gelişmeler sağlanması nedeniyle sektör yatırıma girmiyor. Haddi zatında metal sektöründe iş yapan 500 büyük firmanın 500 ayrı ARGE merkezi kurması yerine devlet-sanayi-üniversite ortaklığı ile bir büyük ARGE merkezi daha verimli olacaktır. Zaten sektör kendi içinde etkileşime daha çok yatkındır. Firmalar birbirlerini taklit ederek, fuarlarda alınan numuneleri küçük farklarla üretime sokarak yeniliklere imza atmaktadırlar.

Bundan daha iyisini dünya çapındaki firmalar yapmaya başlamışlardır. Bu ise, bir firma tarafından geliştirilmiş bir ürün ile kendi firması tarafından geliştirilen bir başka ürünün birleştirilerek yeni ve pahalı ürün ortaya konmasıdır. Cep telefonlarından, arabalara, televizyon sektöründen bilgisayarlara kadar ürün üzerinde birleşik çalışmalar hız kazanmıştır. Örneğin, akıllı telefonlardan, akıllı arabalara kadar bu teknik kullanılmakta ve ürünlerin birleştirilmesi ile dünyaca ünlü teknolojiler ortaya konmaktadır.

Büyük sinerji oluşturacak ortak çalışma nasıl sağlanır?

Toplumsal refah için 3’lü sarmal adıyla açıklanan devlet, üniversite, sektör işbirliği şöyle açıklanır: Destekleyici, kolaylaştırıcı, aktif katılımcı bir rol ile devlet, , bilgiye dayalı ve ARGE ye çok önem veren üretim rolüyle sanayi, eğitimli yetenekli insan gücü, inovasyon ve sanayi odaklı aynı zamanda girişimci rolü ile üniversite üçlüsünün işbirliğidir.[2]

Türk sanayi, 1985’li yıllardan sonra yapısını değiştirmeye başlamıştır. Dışa açık ekonomi politikalarının tesiriyle dış ortaklar bulmaya yapısını bilgi ve teknolojiye dayandırmaya başlamış bunlarla, halen artarak devam eden ARGE birimi kurulması, üniversitelerle işbirliğinin artması, KOBİ’lerde büyüme, gelişen teşebbüs ruhu, yurt dışında şubeler açma arzusu ve cesareti ortaya çıkmıştır.

Bu kadar önemli olan üniversite-sanayi işbirliğinin temeli, 1985 yılında İstanbul Teknik Ünv. İle İstanbul Sanayi ve Tic. Odası işbirliğiyle TEKNOPARK uygulamasının hayata geçirilmesine dayanır.  Teknopark uygulaması bilimin üretime uygulaması adına önemli bir adım olsa da henüz çoğunluğu küçük ölçekli işletmelerden oluşan ülkemizde bu değerli uygulama ilk etapta beklenen gelişmeyi ve hatta sahiplenmeyi sağlamamıştır.  Dünyada bunun başarılı örneği ABD Kaliforniya eyaletinde çok daha önce kurulmuş ve “Silikon Vadisi” olarak dünyaca ün kazanmıştır.

KOBİ’lerin desteklenmesi için halen önemsenen Teknoloji Geliştirme Merkezleri İstanbul’dan sonra İzmit, İzmir, Konya, Kayseri ve Eskişehir’de kurularak üniversite sanayi işbirliği teknopark uygulamaları ile artırılmaya çalışılmaktadır. Ancak ağır bürokrasi nedeniyle bu alanda bilgi yetersizliği olan aile şirketlerinin bu kurumların bilgi ve teknoloji gelişimlerini üretimlerinde uygulamaya koydukları ve dayanışma içine girdikleri söylenemez.

Sanayi ve dış ticarette gelişim sağlayan dışa açılım politikası 1990’ların ortasından itibaren bir duraklama geçirse de 2005 yılından sonra tekrar hız kazanmış ve bugün gelinen noktada ihracatta somut olarak başarı görülmeye başlamıştır zira 2002 yılında ihracat rakamlarımız 36 milyar dolar iken 2012’de 152,6 milyar dolara yükselmiştir. Bu gelişimde üniversitelerin işbirliğiyle kurulmuş olan teknoparkların, şirketlere yapılan ihracat ve teknoloji danışmanlıklarının, her ile yayılan üniversite açılımlarının etkisi oldukça yüksek olmuştur.

Üniversite-sektör işbirliğinde görülecek temel faydalar:

  1. Aynı ARGE çalışmalarının onlarca firmada ayrı ayrı yapılması ve yüksek maliyetler ödenmesi önlenir.
  2. Sektörün üniversite laboratuarlarına finansal desteği üniversitelerin bilimsel araştırmaları artırması sağlar.
  3. Sektörün gerekli gördüğü sertifikasyon ve standartlar üniversite işbirliğiyle hazırlanarak yeterli ve bilimsel prosedürler oluşturulur.
  4. Üniversite tarafından yapılan çalışmalarda, sektöre ait atölye, makine, teçhizat kullanılarak model ürün oluşturma imkânı daha ucuza sağlanacaktır.
  5. Akademisyenler sektörde yapacakları çalışmalar sonucu elde ettikleri bulgularını bilimsel makale hazırlama ve yayınlama imkânına kavuşacaklardır.
  6. Sektörün daha yakından bilinmesiyle, üniversite ders programlarında gerçek piyasa ihtiyaçlarına yönelik araştırma ve dersler öne çıkarılacaktır.
  7. Sektörde yapılacak çalışmalar için kısmi zamanlı öğrenciler istihdam edilerek maliyeti düşük, işe bilimsel yaklaşan istihdam imkânı olacaktır.
  8. Kısmi zamanlı çalışan öğrenciler çalışmakta olduğu firma tarafından tanınarak işe alınacak bu yolla iş gücü devir oranı düşecek üretim kaybı azalacaktır.
  9. Toplumsal refah için bilimsel sermaye ile üretim kapasitesi artırılmış ve hızlandırılmış olacaktır.
  10. Türkiye ekonomisinin güçlenmesi ve toplum refahının artırılması için yüksek özellikli ve kaliteli teknolojik ürünleri üretecek sanayiye ihtiyaç vardır, bu ise üniversite bilgisinin sanayide kullanılmasıyla mümkün olacaktır.
  11. Üniversitenin bilgi birikimi sektöre dünya ile rekabette güç kazandırır ve Türk ekonomisinin dünya ile rekabet edebilme yolunu açar.
  12. Ürün kalitesi, modeli, ekonomikliği, iyileştirilmesi, standartlaştırılması, güvenliği için bilimsel çalışmalar yapılması ve geliştirilmesi kolaylaşacaktır.
  13. AB araştırma fonlarından sektörün daha fazla yararlanması için üniversiteden bilgi desteği ve irtibat kurma desteği verilmesi başlayacaktır.
  14. Sektörümüzün yurt dışı kaynaklı ARGE kurumlarına başvurusunu azaltacaktır.

Bu faydaların sağlanması için gereken yasal düzenlemeler:

  1. Üniversite ve teknoparklardan sektörün faydalanması için bürokrasinin azaltılması ve basitleştirilmesi gerekmektedir.
  2. Üniversite bilim adamlarının kısmi çalışma olarak sektörde yer alması hususu kolaylaştırılmalıdır. (en az 3 ay süreyle sektörde çalışması sağlanan akademisyenin sektörü tanıma ve faydalı olma imkânı olacaktır)
  3. Üniversitelerin yaptıkları buluşlar için patent alınması ve korunması yasayla kolaylaştırılmalıdır.
  4. Üniversite öğrencilerinin sektörde çalışmalar ve araştırmalar yapması için kısmi çalışma ve harcama bütçesi ayrılması hususunda düzenlemeler gerekmektedir.
  5. Sektöre kendi alanlarındaki bilimsel ve teknolojik gelişmeler için öğretim görevlilerince eğitim ve seminerler verilmesi hususunda düzenlemeler yapılmalıdır.
  6. Sektörde çalışan yetkin insanlara master ve doktora yapma kolaylıkları sağlanmalıdır. (zaman ve nakdi imkân)
  7. Sektörde çalışan yetkin insanların üniversitelerde okutman olarak görevlendirilme kolaylıkları sağlanmalı, bu vesile ile içe dönük kapalı üniversite geleneğinden, dışa dönük üniversite yapısına geçilmiş olmalıdır. (özel üniversitelerde yaygınlaşmaktadır)
  8. Öğrencilerin, her yıl kendi eğitim alanlarıyla ilgili farklı firmaları gezme ve tanıma programları yapılmalı, hatta bu gezilerin lise çağında yapılarak öğrencinin hangi meslekte bulunmak istediğinin netleştirilmesi ve üniversite seçiminin daha isabetli olmasının sağlanmalıdır.

İdari çalışmalar:

  1. Sınai mülkiyet bilgisinin üniversite ve sektör içinde yaygınlaştırılması,
  2. Üniversitelerde ve sektörde bilgilendirme ve farkındalık eğitim ve seminerlerinin başlatılması,
  3. Sanayi alanında ürün geliştirme veya üretim yöntemleri hakkında yapılacak yüksek lisans ve doktora tezlerinin devlet eliyle teşvik edilmesi, kitaplaştırılması,
  4. Üniversitelerde ürün ve üretim yöntemleri üzerine yapılacak proje çalışmalarını destekleyen Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı SANTEZ Projeleri Müdürlüğü üniversitelerde seminerler vererek bu çalışmaları ve teşvikleri yaygınlaştırmalıdır.

Ülkemizde üniversite-sektör işbirliğini hızlandıran bir unsur olarak da devlet ihalelerini görmekteyim. Zira devletin; tank, helikopter, güdümlü füze, insansız hava aracı, milli gemi gibi ileri teknoloji ve ağır sanayi gerektiren satın almalarında bile makul süre konulunca yurt içinden bunların üretilmesi ve başarılı testler ile ülke ve toplum yararına sunulması mümkün olmuştur.

Gelişmiş ülke pazarlarıyla sıkı rekabet etmekten uzak duran ülkemiz sanayi, ancak bazı avanslar ile gelişebilecek ve kendini geliştirmek için ilme ve üniversiteye yönelecektir. Şu sıralar yapılmakta olan mayına dayanıklı personel taşıyıcılar da sanayinin ARGE’ye önem vermesi ve bilimi kullanmasıyla ortaya çıkmaktadır.

Yine başarılı çalışmalardan biri Koç Ünv-Teksas Kauçuk işbirliği ile geliştirilen yüksek performanslı fren hortumunun BMW otomobillerinde kullanılmaya başlanması, Anadolu Ünv. – Bortek işbirliği ile geliştirilen bor katkılı motor yağlarının %5 yakıt tasarrufu sağlaması ve yerli ürün olarak piyasaya sürülmesi ki bu şirket bir üniversite hocası tarafından kurulan şirkettir.

Aslında bu tür işbirliği çalışmaları ileri sanayi ülkelerinde oldukça yaygındır. 1990’lı yıllarda kurulan İskoçya Strathclyde Üniversitesi Gemi Stabilite Araştırma merkezi ve Atina Ulusal Teknik Üniversitesi Gemi Dizayn Laboratuvarı[3] bunlara örnektir.

2012 yılında sayıları oldukça artan ve sadece İstanbul’da değil Kayseri, İzmit, Bursa ve diğer Anadolu illerinde de “üniversite-sanayi işbirliği” zirveleri ve buralara gelen katılımcıların keyfiyeti ülkemiz sanayinin gelişmesi için bana ümit veriyor. Yine 22 Kasım 2012 tarihinde imzalanan YÖK ile Türk Patent Enstitüsü arasındaki işbirliği protokolü de bende üniversitelerin ülke sanayi ve teknolojik gelişimi için aktif rol alıyor kanaati oluşturmaktadır. Yine geçen yıl “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı” isminin “Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı” olarak değiştirildiğinde bu ince nüansı devletin yakalamış olduğunu ve bilim’i sanayinin önüne aldıklarını düşündürmüştü. Bakan Nihat Ergün’de bir konuşmasında; “Bilim ve Sanayinin işbirliğinden teknoloji doğacaktır”[4] diyerek bu detaya hükümet politikası olarak önem verdiğini ifade etmiş oldu.

Açıkçası bilgi, kütüphanelerden üniversite kampüslerine geldiği gibi oradan ürüne dönüşmek üzere pazara çıktığında toplum refahı ve teknolojik gelişim hızlanmış olacaktır, işte bu süreç ülkemizde yeni hız almaya başlamıştır.  Zira “bilim bilim içindir” anlayışı “bilim toplum içindir” şeklinde sektöre ve hayata döndürülmeye başlamıştır.

Muammer MURAT

İnsan Kaynakları Uzmanı 7.2.2013



[1] ETZKOWİTZ Henry, Research Policy, USA, 2003, 110

[2] Yrd. Doç. Dr. KOÇ Kemal, MENTE Ahmet, “İnovasyon kavramı ve üniversite-sanayi-devlet işbirliğinde üçlü sarmal modeli” makale.

[3] Gemi ve Deniz Teknolojisi dergisi, Üniversite-Sanayi İşbirliğinde Yeni Bir Model,  sayı 183, Ocak 2010

[4] Bakan ERGÜN Nihat, 22.22.2012, 1. Üniversite-Sanayi İşbirliği Zirvesi

Tagged: , , , , , , , , , , ,

1 comment

  1. clifford 18/08/2014 at 9:14 am Reply

    .

    good info.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir