Başarı, elde edilen sonuçtur.

Elmas, başarı yanında sönük kalır

Elmas, başarı yanında sönük kalır

Başarı, sonuçla belli olur.

İnsanlar hep aynı istek düzeyinde, başarıya yönelmişler midir?

Bir şeyi başarma; niyet, tutku, kararlılık formülünün sonucu olarak görülebilir. Bunu; niyet, aşk derecesinde arzu, azim kelimeleriyle de ifade edebiliriz.

Ama neden pek çok yönetici; yeni yatırımlar, projeler isterde bunu gerçekleştirmeye gelince vazgeçer? İşletme genel müdürü; kalite çalışması yaptırır, yeniden yapılanma projeleri hazırlatır, verimliliği artırma, etkin pazarlama, çekici reklam tasarımı vs. konularında pek çok çalışma ister ama yapmaya, uygulamaya gelince neden vazgeçer? Ayakları titrer, kalbi çarpmaya, acaba neresi hatalı diye düşünmeye başlar. Bu güzel projeler neden kalbine tam itminan vermez? Haftalar geçmesine rağmen, “ekibine haydi başlayalım” kararlı emrini neden vermez? Daha kötüsü, bu çalışmaları başarıyla ve keyifle yürüten ekibi neden dağıtır?

Risk almaktan kaçınma.

Ülkemiz insanı hayata güvenle bakmayı, risk alıp başarının tadını çıkarmayı hiç öğrenmedi. Hem dışlandı, korkutuldu, itilip kakıldı, acımasızca sorgulandı, sarsıldı, başarısının hesabını ağır ödedi.

Ödül almak için kürsüye çıkan insanlar bile bilinçaltı hareketle arkasına bakarlar, “yanlış yerde değilim inşallah” bakışı bu. Pek çok insanda sahiplenme, sorumluluk üstlenme, risk alma, başarma ve başarıya sevinmede bile endişe, şüphe hâkimdir.

Zihnimde yer eden bir hatıra; 1980 yılları başında bir dernek Kızılay’a ortopedik özürlüler için 2-3 tekerlekli sandalye bağışlamıştı, televizyonlarda haber oldu. Yine o yıllarda merhum Özal, “Avrupa” dediğinde işadamları ve sanayicimiz; girişimi, teşebbüsü, ihracatı, uluslar arası olmayı, yurt dışında şubeler açmayı bilmiyordu. Bu teşvik ve yol göstermelere rağmen, iş adamlarımızın risk alıp yurt dışına gitmesi en iyimser tahminle 30 yıl sürdü.

Ülkem insanı, başarının ortaya bir sonuç koymak olduğunu bilmiyor. Bir işi, 3 yıl değil onlarca yıl başarıyla sürdürme azmini gösteremiyor. İki arabayı yüzelli günde imal edip, “tamam müzeye kaldırın” kararı veriyor, başarının o arabanın seri üretime geçirilip satılması olduğunu bilmiyor.

Kataloglar tarayıp ürün kopyalamayı düşünüyor, fason iş yapıp atölye çalıştırıyor ama fuarlar gezip kendi ürününü, kendi fabrikasını kuramıyor. “Sanayi işi en kârlı iş değil sadece tutkudur” demişti merhum S. Sabancı. Bizimde aradığımız; iş dünyasında, sağlıkta, eğitimde, araştırmada, buluşta, bilimde, sanatta, sporda başarı tutkusu, kararlılığı. Ama öncesi, selim bir niyet. Bununla beraber tüm kademelerde zihniyet değişimine ihtiyaç var; “yapsınlar ben ellerinden almayı bilirim” değil, “yapsınlar takdir edelim, diğerlerini özendirelim, beraber sevinip tadını çıkaralım” olmalı.

Dış dünyaya açılma konusunda en iyiler Baltık ülkeleri. Hollanda, Belçika, Danimarka dünyanın her yerinde girişimleri, ticaretleri ile “bende bütün dünya benim derim” mısraını yaşıyor ve yaşatıyor. Onlar iş dünyasının tam içindeler hem de dünya ellerinin altında gibi.

Neden?

Başarının felsefesi, motivasyonun his ve edebiyatı, doğruluğun hikâyeleri, çalışkanlığın numarası, zekânın kurnazlığı bizde; elle tutulur icraatlar, çalışkanlık, sistemli çalışma, hakkaniyet onlarda da onun için.

Biz işin keyfini sürmeyi en başa alıp, zahmeti reddediyoruz. Atasözümüz; “bir günlük beylik, beyliktir” şeklinde ifade edilmiş ve tam bunu anlatıyor. Şimdi keyfini bozup bu projeyi yapınca başın göğe mi erecek? Müdürlüğün, genel müdürlüğün riske girecek ya her şeyini kaybedersen?

Bu endişeler genel olarak şöyle sıralanır:

  • Değişim ile doğal yoldan ayrılma zorluğu,
  • Alışkanlıkları terk etme zorluğu,
  • Bu değişimin bana ne yararı olacak,
  • Konum ve kazanca dair korku,
  • Rahatlık ve tenperverlik sevdası,
  • Riskten kaçınma, bilinmeyen korkusu,

İstikrar, süreklilik, uzun vadeli planlar, projeler işletmeleri başarıya götürür, tam aksine sürekli yön değiştirme, birinden vazgeçip diğerine sarılma, bir çalışmayı bırakıp başkasına başlama emek israfı oluşturur, etkili ve verimli çalışma çıkmaz hele başarıdan hiç söz edilemez. Birisi gelip arkadaşların morali iyi değil, motivasyon artıralım diye bir fikir atar ortaya aylarca bu uğurda çalışmalar yapılır ve emek harcanır.

Motivasyon bir his, bir haz, neşe değildir. İnsanın zevkle, istekle, severek iş yapması ve çalışkanlıkla ortaya koyduğu başarıdır. İyi bir ressama o güzel sanatı kazandıran, tuvali heyecanla sarıp sarmalamasıdır. Heykel yapan sanatçı onunla konuşursa en iyi eseri ortaya koyar. İşe olan tutkunuz sizi motive eder, ama onu bir eser olarak ortaya koymadan başarıdan söz edilemez.

Motive etmekten bahsetmek için kim, kimi motive edecek diye sormak lazım. İşten kaynaklanan geçici stresi atmak motive edici unsur olarak zikredilse de işe karşı bir aşk oluşturacağı söylenemez.

Elbette yılların verdiği yorgunlukla bazı işlerden bıkma, sıkılma, değişiklik isteği olması gayet doğaldır, çalışanlar kariyer haritalarıyla takip edilmeli ve bu isteksizlik erken sezilmeli, o çalışan için öneri ve farklı iş imkânları planlanmalıdır. Bunun maksatla işletmede işletmenin geleceğine uygun kariyer planları yapılması ve çalışanların bu yerler için eğitim, gelişim, performans, geri bildirim programlarıyla hazırlanması yılda bir değerlendirme toplantılarıyla hem çalışanın yoklanması, niyetinin öğrenilmesi ve işletme geleceği için emin ellerin yetiştirilmesi önemlidir.

Sonuç olarak geldiğimi nokta ise, başarı sonuçtur doğru ve başarı niyetle başlar ancak bu yoldaki değişim çok iyi zamanlama ister. Herkes korkularından kurtulup değişimi arzu ettiği an, geç kalmamış olmak şartıyla.

Başarılı iş hayatı dileğimle

Muammer MURAT

İnsan Kaynakları Yönetim Danışmanı 6.1.2016

Tagged: , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir